TÜRKİYE ADYINLANMALI

Muharrem KILIÇ: İRAN, SURİYE, SONRA SIRADA TÜRKİYE!

10/2/2006

İSLAM DÜNYASINA VE ÖZELLİKLE DE TÜRK MİLLETİNE UYARI:

YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR

 

 

            Müslüman milletlerin içinde yaşadığı duruma bir göz attığımızda neler görüyoruz? Zillet! Zillet ve yine zillet. Yazıklar olsun bu zilleti meşrulaştırmaya çalışanlara. Ve yazıklar olsun buna katlananlara. Tek dünya devleti kurma heveslileri, “Yeni Dünya Düzeni”, “Küreselleşme”, “Büyük Orta Doğu Projesi”, o da yetmiyor “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” adları altında  çeşit çeşit senaryolarla dünyayı aşure kazanı gibi karıştırıyorlar. Masum insanların kanları gözyaşlarına karışıyor. Savunmasız Müslüman kadınların ve kızların namusları Amerikan askerlerinin elinde oyuncak olmuş.

İSTANBUL

 


“Vatan namustur” kavramı için bir milyon şehit vererek bu devleti bize emanet eden şerefli insanların çocukları, ne “Vatan”ın ne de “Namus”un hiç de öyle ölmeyi gerektirecek kavramlar olmadığına inandırılmaya çalışılıyor. Ve bunu yaparken de maalesef bu beyin yıkama işlemi din adına yapılıyor. Vahşi amerikan askerlerinin masum sivillere ve kadınlara, kızlara yaptıklarını artık bilmeyen kalmadı. Yaptıkları rezillikler internet sayfalarında fotoğraflarıyla sayfalar dolusu yayınlanıyor. Amerikan ordusunun ne menem bir güç olduğunu anlatan yerli romanlarda adeta pornografi içerecek şekilde yarın başımıza gelecekler anlatılıyor. Uluslar arası bazı örgütler ABD ordusunun yaptıklarını bütün dünyaya duyuruyor. Ama ne gariptir ki, İslam toplumları sadece izlemekle yetiniyorlar. Ne adına? Medeniyetler savaşı çıkmasın diye! Ne medeniyetinden bahsediyorsunuz Allah aşkına? Karşı taraf sizi bir medeniyet olarak tanımıyor ki. Size her dediğini yaptırabileceğine inanan bir güç var karşınızda. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Yapılan alçaklıkların gizlenmesi mümkün olmuyor. Buna rağmen bu saldırılara muhatap olan İslam dünyası, yılanın yutmakta olduğu kurbağa gibi, bir türlü uyuşukluğunu üzerinden atamıyor. Kendini dünya jandarması ilan eden küresel güçler, bizim bu uyuşukluğumuzu fırsat bilip, her gün saldırılarının dozunu biraz daha arttırmaktadırlar.

 

            Ve Atlantik ötesinden sarıklı, cübbeli birileri, “Amerikan ordusunun başarısı için dua ettiğini” söylüyor. Buradaki bağlıları da ona uyarak ABD’nin başarısı için duaya iştirak ediyorlardır her halde! Amerikan ordusunun hangi başarısı için dua ediyorsunuz ey Allah’ın kulları? Bu vahşi sırtlan sürüsü nereleri işgal etti?  Yaptığı zulmü kimlere yapıyor? Bombaladıkları kiliseler mi yoksa camiler mi? Hayasızca içinde dolaştıkları, alçakça içine pisledikleri mekanlar havra veya kilise mi yoksa cami mi? Irzına geçilen binlerce masum kadın ve kız Hıristiyan veya Yahudi inançlı mı yoksa Müslüman mı? (Bunları yazarken rast gele kafadan atmadığımı herkes bilsin diye, bu yazının devamına bu anlattıklarımın fotoğraflarını da ekleyeceğim. Yüreği kaldıran bu fotoğrafları da yazıyla beraber yayınlar ve bu milleti köleleştirmeye çalışan işbirlikçilere gönderir.) Şimdi tekrar soruyorum. Siz ey Amerikan ordusunun başarısına dua edenler! Siz bu ordunun hangi başarısına dua ediyorsunuz? Yarın aynı ordu aynı vahşiliğini sizin üzerinizde uyguladığı zaman, başka İslam toplumları da ABD ordusunun başarısına dua ediyoruz derlerse memnun olur musunuz?

 

Türk edebiyatında Mehmet Akif’in önemli bir yeri vardır. Ve bizim toplumumuzda kendini herkesten daha fazla Müslüman zannedenler, ne hikmetse Mehmet Akif’i sahiplenirler. Halbuki Mehmet Akif ömrü boyunca dini istismar eden, dinden habersiz zavallıların beyinlerindeki örümcek ağlarını temizlemek için uğraşmıştır. Safahat adlı eserinin tamamına yakını bu amaca yöneliktir. Onun dilini iyi anlayacaklarını düşündüğüm için onun diliyle onlara seslenmek istiyorum. Bir yandan kendini müçtehit ilan edip, bir yandan da Amerikan ordusunun başarısına duacı olanlara bakın Mehmet Akif neler söylüyor:

 

            “Ne içtihadı yapar, yoksa, bir alay-zımmi

            Kadar nasibe-i fıkhisi  olmayan-ümmi?

            Kuzum, eşek nalı yapsan: bir usta çingenenin

            Yanında uğraşacaksın, başında mengenenin.

            ....

            Ya içtihada nasıl kalkıyor bu sersemler?

            O içtihada ki: dünya kadar ulum ister.”

 

            Kendilerini dünyadan vazgeçmiş piri faniler ilan edip, aslında göbek bağıyla dünyaya bağlı olan bir takım sefilin, nasıl olup da İslam dünyasını kana, gözyaşına ve ateşe boğan, Allah, vatan, din, namus düşmanlarının yanında yer aldığını anlayabilmemiz için, Mehmet Akif yıllar öncesinden söylediklerini okuyalım:

 

            “Sükun belirdi mi bir milletin hayatında;

            Kalır senin gibi zillet, esaret altında.

            Nedir bu meskenetin, sende bir kımıldasan a!

            Niçin kımıldamıyorsun? Niçin? Ne oldu sana?

            Niçin mi? “Çünkü bu fani hayata yok meylin!

            Onun neticesidir sa’ye varmıyorsa elin.”

            Değil mi? Ben de inandım. Huda bilir ki yalan!

            Hayata nerede görülmüş senin kadar sarılan?

            Zorun: “Gebermemek ancak <ölümlü dünya>da!

            Değil hakikati mevtin, hayali rü’yada

            Dikilse karşına , hiç şüphe yok, ödün patlar!

            Düşün: hayata feda etmedik elinde ne var?

            Şeref mi, şan mı, şehamet mi, din mi, iman mı?

            Vatan mı, hiss-i hamiyyet mi, hak mı, vicdan mı?

            Mezar mı, türbe mi, ecdadın kemikleri mi?

            Salibi sineye çekmiş mesacidin biri mi?

            (Üstüne haç dikilmiş mescidin biri mi diye soruyor. Halbuki artık biz kendimiz haçlı ve sion yıldızlı camiler inşa ediyoruz. Ve onları da büyük bir iş yapmış gibi törenle açıyoruz.)

            Ne kaldı vermediğin bir çürük hayatın için?

            Sayılsa ah gidenler fidye-i necatın için!

            Çoluk çocuk kesilirken, kadınlar inlerken;

            Zavallılar seni erkek sanır da beklerken;

            Hayayı ırzı ekip yol boyunca çırılçıplak,

            Kaçarsın öyle mi ey kalp adam; sıkılmayarak!”

 

            Ve Avrupa’ya, Amerika’ya el açarak siyaset yaptığını düşünenlere ve bun yaptıklarından milleti haberdar etmedikleri halde, yaptıklarının millet adına olduğunu iddia edenlere de şu isabetli cümleleri sıralamış.

 

            “Dilenci mevkii, milletler içinde yerin!

            Ne zevki var, bana anlat, bu ömr-ü derbederin?

            .......

            “Dedikçe sen, dediler karşından: <İnayet ola!>

            Dilencilikle siyaset döner mi, hey budala?

            Siyasetin kanı: servet, hayatı: satvettir;

            Zebun-keş Avrupa bir hak tanır ki: kuvvettir.

            Donanma ordu yürürken muzafferan ileri,

            Üzengi öpmeğe hasretti Garbın elçileri!

            O ihtişamı elinden niçin bıraktın da,

            Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?

            “Kadermiş!” Öyle mi? Haşa, bu söz değil doğru:

            Belanı istedin, Allah da verdi...Doğrusu bu.”

 

            Bütün bu kan revan içinde biz neler yapıyoruz? Aman eşkıyaları kızdırmayalım da bize de saldırmasın diye, bacaklarımız titreyerek karşısında susta duruyoruz. Çünkü hem önümüze attığı kemiğe ihtiyacımız var, hem de bizi köleler içinde seçilmiş köleler konumunda tutuyor. Eh, bu da bize yeter değil mi? Bana değmeyen yılan bin yaşasın! Hatta bana, diğerleri arasında küçük bir ayrıcalık sağlayan bir yılansa, binlerce yaşasın!

 

            Başka neler yapıyoruz? Her fırsatta, üzerine mikrofonlar dizilmiş bir kürsü bulup, Avrupa Birliği üyeliği yolunda aldığımız mesafeyle ilgili başarılarımızı sıralıyoruz. Duyanlar da zanneder ki üçüncü viyana seferi başarıyla sonuçlandı. Avrupa’nın tamamını fethettik. İnsanların kafalarında canlandırılan hayali bir Avrupa! Zavallı insanımız da orasını dünya cenneti zannediyor. Dört yüz milyonluk nüfusunun yüz milyonu piç olan bir Avrupa! Ve nüfusunun dörtte birinin piç olduğunu söyleyen siyasetçiler tarafından içine sokulmaya çalışıldığımız Avrupa! Bunu söyleyen ve bu söylediğine rağmen bizi oralara yamamaya çalışan siyasetçiye sormak istiyorum: Bizi bu piçlerin arasına ne adına sokmaya çalışıyorsunuz , söyler misiniz? Bazen öyle oluyor ki, balonlarla, ışıklarla süsledikleri meydanlara halkı toplayıp Avrupa cennetini anlatıyorlar. Şimdi özgürlüğümüz yok muş da AB’ne girince özgür olacakmışız. Bu özgürlük lafı bazılarını çok heyecanlandırıyor. Her fırsatta danalar gibi böğürerek sokağa dökülüyorlar. Özgürlük de özgürlük. Kim verecek bu özgürlüğü bize Avrupa Birliği ve ABD. Tıpkı Afganistan ve Irak’a özgürlük ve demokrasi getirdikleri gibi! Bazen bu da yetmiyor fener alayları düzenliyorlar. Mehmet Akif’in böyle durumlar için söylediği şu sözler bunlara ne kadar uyuyor bakınız:

 

            “Bir de İstanbul’a geldim ki: bütün çarşı, Pazar

            Naradan çalkalanıyor! Öyle ya...Hürriyet var!

            Galeyan geldi mi mantık savuşurmuş...Doğru:

            Vardı aklından o gün, her kimi gördümse zoru.

            Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;

            Kafalar tütsülü hulya ile, gözler kızgın.

            Sanki zincirdekiler hep boşanmış zincirden,

            Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkıvermiş birden!

            Zurnalar şehrin ahalisini takmış peşine;

            Yedisinden tutarak taa dayanın yetmişine!

            Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli;

            En ağır başlısının bir zili eksik, belli!

            Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.

            Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!”

            .....

 

 

            “Nutka gelmiş öte dursun hocalar bir yandan...

            Sahneden sahneye koşmakta bütün şakirdan.

            Kör çıban neşterin altında nasıl patlarsa,

            Hep ağızlar deşilip, kimde ne cevher varsa,

            Saçıyor ortaya, ister temiz, ister kirli;

            Kalmıyor kimseciğin muzmeri artık gizli.”

            (Muzmer:İnsanın içinde gizlediği şey.)

 

            İnsan bu mısraları okuyunca, rahmetlinin bu günleri anlattığı hissine kapılıyor. Ders alınsaydı hiç, tarih tekerrür eder miydi?

 

            İslam dünyasına saldırı sadece askeri kanattan gelmiyor. Askeri saldırı ve işgal en son nokta. Bu noktaya gelmeden önce, altyapıyı hazırlamak açısından sessiz sedasız yapılanlar var. Bunları sıralayacak olursak;

 

            -Misyonerlik çalışmaları. Bizim de yasa çıkararak desteklediğimiz bir ihanet faaliyeti.

            -Üçüncü bin yılda Asya’yı Hıristiyanlaştırma çalışmaları.

            -Misyonerliğin çok dinli ayağı olan “Dinlerarası Diyalog” masalı.

            -Ülkeleri ekonomik olarak çökertme faaliyetleri.

            -Ahlaksızlığı yaygınlaştırmak için yaptırılan basılı yayınlar ve televizyon programları.

            -İnsanları boş hayaller peşinde koşturmak için düzenlenmiş yarışma(!) programları, piyangolar.

            -Küreselleşme adı altıda dünyanın tamamına hükmetme hazırlığı.

            -Yeni Dünya Düzeni adıyla dünya milletlerini köleliğe alıştırma hazırlığı.

            -Biyolojik silahlar geliştirilerek savaşsız olarak kitlelerin imhası denemeleri. Kuş gribi, buş gribi bu cümledendir.

            -Depremleri tetikleyecek silahları geliştirerek masum insanları yok etme çalışmaları.

            -Bütün dünyadaki petrol, doğalgaz ve maden bölgelerinin haritalarını çıkararak, gelecekte öncelikli işgal bölgelerini belirleme çalışmaları.

            -Bor, uranyum, toryum vb. kıymetli madenlere  sahip ülkelerde yapılacak operasyonlarla, bu maden sahalarını savaşsız ele geçirme çalışmaları.

            -Kendi sahip oldukları nükleer enerji santrallerine başka ülkelerin sahip olmasını önleme çalışmaları.

            -Kendilerinin sahip oldukları kitle imha silahlarına başkalarının sahip olmasını (Dünya barışı! adına) engelleme çalışmaları.

            -Kendi elleriyle yetiştirip dünyanın dört bir yanına saldıkları teröristleri bahane ederek, kendilerine saldırılar düzenletip, bu saldırıları ileri sürerek de medeniyetler savaşı başlatma çalışmaları.

            -Kurmaya çalıştıkları Tek Dünya Devletinin yegane alternatifi durumunda olan ve devlet kurma, çeşitli ırklara, dinlere, mezheplere mensup insanları yüzyıllarca sorunsuz olarak bir arada yaşatma birikim ve deneyimine sahip olan Türk Milletini ve onun şu andaki en büyük devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devletini ortadan kaldırmak için akla hayale gelmeyen örtülü ve açık çalışmalar.

 

            Bütün bu gelişmelerin yaşandığı dünyamızda, en büyük sorumluluk hiç şüphesiz ki ülkelerin yöneticilerine düşmektedir. Çünkü onların vereceği kararlar, ya da uygulamaya koyacakları, başkalarının dikte ettirdiği kararlar, hem kendi devletlerinin ve milletlerinin, hem de dünyanın gidişatını etkileyecektir. Bu etkilemenin olumlu yönde olması gerekir. Verilecek veya uygulanacak kararların sorumluluğu çok ağırdır. Bugün dünyayı kana bulayan ve ne pahasına olursa olsun istediklerini elde etmeye çalışan uluslar arası güçlerin desteğini alabilmek için, onların dümen suyuna girenler, bu işgalcilerin işleyecekleri her türlü suçun destekleyicisi ve ortağı durumundadırlar. Yaptıklarının uluslararası siyaset gereği olduğu iddiası sadece kendilerini bağlar. Ve böyle bir şey de yoktur zaten. Ortada çok çirkin bir işbirlikçilik sırıtıp durmaktadır. Bütün İslam dünyasının liderlerini, İslam dünyasının sırtının bıçakları olmak yerine, İslam dünyasının onurlu, şerefli, haysiyetli, kahraman liderleri olmaya çağırıyoruz. Çünkü, bugün yaptıklarını sadece tarih yazmayacak, eğer gerçekten inanıyorlarsa, Tanrı da yazacak, yazdıracaktır. Yaptıkları yanlışlardan dolayı bu dünyada çekecekleri ceza ise, kıyamet günü verecekleri hesabın cezası yanında hiçbir şeydir. (Eğer gerçekten inanıyorlarsa tabi ki!)

 

 

                                                                                                          Muharrem KILIÇ

                                                                                                          06.02.2006
Bağlantı

Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa

Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.