TÜRKİYE ADYINLANMALI

ÖZELLEŞTİRME MAĞDURU BİNLERCE İSTİHDAM FAZLASI PERSONEL ADINA

SAYIN ALİ BABACAN'A, SAYIN HAZİNE MÜSTEŞARINA VE ZİRAAT BANKASI VE HALK BANKASI YÖNETİCİLERİ İLE HUKUKÇULARINA

Sayın Ali BABACAN,
Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı
Sayın Bakan,

Sizinle 5230 sayılı Halkbank ve Pamukbank'ın birlişterilmesine ilişkin yasanın çıkarılması sürecinde görüşmek istemiş, ancak zamanınız olmadığı için bunu gerçekleştirememiş, yine de -sağolun- görevlendirmeniz üzerine Sayın Hazine Müsteşarı ve yardımcılarına beklenti ve önerilerimizi iletme olanağı bulmuştuk.




Aynı dönemde, Sayın Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve üyeleri, AKP Grup Başkanvekili Sayın Salih Kapusuz, diğer AKP ve CHP milletvekilleri ve Ziraat Bankası'nın sayın genel müdürü ve yöneticileri ile de görüşmeler yapmıştık. Bize zaman ayırdıkları için hepsine bir kez daha teşekkür ediyoruz.

Önerilerimiz özet olarak, Ziraat ve Halk bankasından İFP yapılan herkese geri dönme olanağı sağlanması; isteyenlerin 399 sayılı KHK'ye göre çalışmaya devam etmesi, isteyenlerin maaşları güncellenerek diğer kamu kuruluşlarında çalışmaya devam etmesi, dileyenlerin ve bankalarca da uygun görülenlerin sözleşme imzalamasıydı.

Bu önerilerimiz, CHP tarafından yasaya değişiklik önerisi olarak da sunulduğu halde kabul edilmedi. (Bu noktada başta Sayın Hamzaçebi olmak üzere CHP Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine ve Grup başkan vekilleri ile her türlü  ihtiyacımıza koşan CHP grup şefine ve personeline bir kez daha teşekkürlerimizi iletmek bir borçtur)

Önerimizin gerekçesi basitti; "İFP işlemleri hukuka aykırıdır; bu mahkemelerce karara bağlanmıştır; eğer bu personele geri dönme hakkı vermezseniz, hepsi mahkeme kararıyla geri döner ve bu hem yargı için bir yük, hem devlet için bir masraf yaratır; gelin buna engel olalım ve herkesin hakkını almasını sağlayalım."

Ne yazık ki, bu önerilerimiz AKP'lilerce de "haklı" bulunmasına karşın, bakanlığınızdan -ya da hükümetten- destek görmediği için kabul edilmedi.

Üstelik, tam tersine -herhalde- her iki bankanın hukukçularının önerileri ile kamu bankaları kamu hukukundan çıkarılmak ve böylece idari davaların önü kesilmek istendi. Anımsayacaksınız, yasa tasarısına bu amaçla konulan hükmün gerekçesini açıklamak için söz verdiğiniz Halk Bankası'nın sayın genel müdürü, etrafında pervane olan "hukukçu"lara rağmen komisyona bir türlü gerekli açıklamayı yapamadı. Çünkü, hiçbir hukukçu "gerçek" niyetini Plan ve Bütçe Komisyonu'na açıkça söyleme cesareti gösteremedi. Bu komikliğe AKP'li sayın komisyon üyelerinin de katlanamaması üzerine, Sayın Hamçaçebi'nin önerisine, zat-ı alinizin ve bütün AKP'li üyelerin katılımıyla madde tasarıdan çıkarıldı. Sadece, bankalara yeniden İFP yapma yetkisi verildi.

 

Sayın Bakan,

Aslında mesele sizin meseleniz değildir, sizden önceki koalisyon döneminde IMF'nin istekleri bahane edilerek başlatılmıştır. (Şimdi yine IMF heyeti Türkiye'de, isterseniz buradaki görüşleri onlar döndükten sonra değerlendirin. Yoksa, çevrenizdekiler sizi yine "IMF böyle istiyor" diye yanlış yönlendirebileceklerdir)

O zamanki hukukçular da banka yönetimlerini yanlış yönlerdiler, sonrakiler de... Ve sonuçta ortada binlerce hukuka aykırı İFP işlemi var ve dava açan herkes kazanıyor.

En son Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, dava açmayan binlerce kişinin dava açabileceğini açıkça belirten bir karar verdi (Hukukçularınıza sorarsanız, lafı yine eveleyip geveleyebilirler ama, kararın numarasını aşağıda yazdım, arzu edersiniz, getirtip okuyabilirsiniz.)

Bu satırların yazarı, -naçizane- ömrünün büyük bölümünü böyle "gereksiz" işlere harcamış, ama -şans diyelim- her zaman kazanmış bir "adem"dir. Bankacı değildir, kamu bankalarıyla tek bağı emekli maaşını Ziraat Bankası'ndan almasıdır. O nedenle bu bankacılar bankalarına dönse de dönmese de, hayatında bir şey değişmez. Ama, haksızlık olan her yerde çıkıp mağdurların hakkını almasına hep -karınca kararınca- yardımcı olmuştur ve -sizi temin ederim- her bankacının bu hukuka aykırı İFP işlemi nedeniyle uğradığı kayıplar giderilene kadar, bu dava kişisel davasıdır.

Bankaların hukukçuları ve Hazine'deki bir çevre, bu "garip" bankacıların bu kadar uzun soluklu ve zor bir mücadele içine girebileceklerine ve haklarını mahkeme kararı ile alabileceklerine inanmadıkları için, isteklerini göz ardı ettirdiler. Hele, mahkemeyi kazanıp dönenleri yeniden İFP yapma yetkisi alınca, "artık dava açmaktan vazgeçerler" diye düşündüler. Ama, "yanlış hesap, Bağdat'tan döndü" (Burada bir ima yoktur, Sayın Bakan, sadece darb-ı mesel ile günlük gelişmeler denk düştü) Üstelik, bankalar yine hukuka aykırı İFP işlemleri yapıyorlar, bunların tümüne dava açtıracağımı ve maalesef bunların kazanılma ihtimalinin çok yüksek olduğunu da şimdiden bilgilerinize sunuyorum.

Size vakt-i zamanında arz etttiğimiz gibi, İFP yapılan bankacıların hepsi dava açıyor, kazanıyor ve bankaya geri dönüp üç yıllık farklarını alıyor. Bunların kaç bin kişi olacağını -bizim yazacağımız rakamlara itibar edilmeyebilir- bankaların yöneticilerine sorun, kaç para ödeneceğini de sorun, ayrıca dava masraflarının ve vekalet ücretinin -en az- ne kadar tutacağını da sorun ve sonra bunu önlemenin kamuya ne kazandıracağını hesaplayın. (Arzu ederseniz, bütçeye kazandırdığınız tutarın, borç ödemelerinde kullanılmak üzere Hazine'ye aktarılmasını Sayın Maliye bakanından da isteyin.)

Biz zamanında, kamunun bu kayıplarının engellenmesi ve binlerce kişinin mağduriyetinin giderilmesi için önerilerimizi sunmuştuk; kabul edilmedi. O zaman söylediğimiz, "bu arkadaşlar davaları kazanıp dönecekler, boşuna binlerce insana dava açtırmayın, bu sorunu baştan halledin" idi. Aradan 9 aya yakın bir süre geçti. Ne söylediysek oldu. Hâlâ, bu yanlışta direnenler -takdir edersiniz ki- sorumluluğu da üstlenmiş sayılırlar.

 

Sayın Bakan,

Önerim, son derece basittir. 2002 yılında yapılmış tüm İFP işlemlerini geri alın, bu arkadaşları bankaya başlatın ve farklarını ödeyin. Yoksa, hepsi davalarını kazanarak geri dönecekler ve ayrıca bir de manevi tazminat alacaklar. (Yanlış hesaplamadıysam, asgari 5.000 YTL'den, sırf manevi tazminatları yaklaşık 75.000.000 YTL tutacaktır)

Bunun için bir yasa da gerekmiyor. Hukukçularınız gayet iyi bilirler; "İdare, hukuka aykırı işlemi her zaman geri alabilir." Binlerce insanın geri dönmesi için, ortak yönetim kurulunun bir kararı yeter.

Önerilerimin bundan sonrası, bir yasal düzenleme gerektiriyor. Sizin için yasa çıkarmanın zor bir şey olmadığını herkes biliyor, kaldı ki, "kamu personel reformu"nda bir geçici madde ile önerimi yasalaştırmak mümkündür. Bu mağdur bankacılara üç hak verin, isteyen sözleşme imzalasın (kamu bankalarına 5000 personel alınacak), isteyen kamuda çalışmaya devam etsin, isteyen 399'a göre bankada çalışsın.

Zat-ıalinize maruzatım bundan ibarettir.

En derin saygılarımla bilgilerinize sunarım.

 

Sayın

Hazine yetkilileri, Sayın Ziraat ve Halk Bankası Yöneticileri ile hukukçuları,

 

Hepiniz göreve, 4603 sayılı Yasa çıktıktan ve bankacılar İFP yapıldıktan çok sonra geldiniz. Aslında bu hukuka aykırı işlemler siz yapmadınız ama, ısrarla sürdürdünüz. Üstelik, mağduriyeti çözmek elinizdeyken daha da içinde çıkılmaz hale -5230 sayılı Yasa ile- siz getirdiniz.

Belki, hukukçu arkadaşlarımız, olayın boyutlarının tam farkına varamamış ve böylesine büyük ve ısrarlı bir mücadele öngörememiş olabilirler. Ama verildi, veriliyor ve daha da artarak verilecek.

Ziraat Bankası'nda hiç dava açmamış kaç arkadaşımız olduğunu siz benden daha iyi biliyorsunuz. Bunların dava açma hakkını güvenceye alan son Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararını da (E: 2004/2411, K: 2004/2099) biliyorsunuz. Bu arkadaşların ne tür davalar açabileceklerine ilişkin duyurum, bu sitede yayınlanıyor, merak ederseniz bakıp görebilir, neler yapacaklarını öğrenebilebilirsiniz.

Yukarıda Sayın Bakan'a arz ettiğim gibi, bu davalara her türlü destek tarafımdan her biçimde sağlanacaktır. Kaldı ki, başından beri bu mücadelenin önünde yer almış memur sendikaları, bu mücadele için kurulmuş bir dernek, Türkiye'nin her yerinde bu işlere gönül vermiş yeterli ve yetenekli avukatlar ve zaman zaman bu avukatlara parmak ısırtacak kadar kendini yetiştirmiş hukuk mezunu olmayan "hukukçular"ımız zaten bu mücadelenin içindedir, hiçbiri hiçbir koşulda mücadeleden vazgeçmeyecektir.

Sizden istirham ediyorum, biraz vicdanınız varsa, İFP'li arkadaşların doğrudan bankaya döndürülmelerini sağlayın.

Bendeniz, üç yılı aşkın süre boyunca, binlerce İFP yapılmış bankacı tanıdım. Günün 14-16 saati çalışmaya, tempoya, koşturmaya alışmış insanların boşluktan nasıl çöktüğünü, çiftlerin nasıl birbirine girdiğini, hatta boşandığını gördüm. Çocuğunu elinden tutup yanıma getirenler, ağlayanlar oldu. Emrinde onlarca kişi çalışırken, trilyonlara imza atarken, gittiği yerde bir masa bir sandalyesi bile olmayan ya da "araştırmacı" adındaki uyduruk kadro yüzünden "şef"in emri altında çalıştırılan müdürler, müdür yardımcıları gördüm. Danıştay'ın tanıdığı tek "kariyer mesleği" olan müfettişler, müfetttişliklerini ancak mahkeme kararıyla alabildiler. Bölge müdürleri, bölge müdür yardımcıları, daire başkanlarının hali hiç farklı değildi. Hele kamuda karşılığı olmayan "amir", "muhasebeci" ya da "ikinci müdür"lerin hiç şansı olmadı. DPB, "uzman"ların uzmanlığını kabul etmedi. Bankacılıkta sınavla ve eğitimle kazanılan ilk unvan "şef yardımcılığı" zaten hiç adam yerine konmadı, on-onbeş yıllık "şef yardımcıları" mesleğe "memur" unvanı ile sıfırdan başladı. Emlakbankalılar için bir şey söylemeye hiç gerek yok, onların geri dönecek bir bankası bile kalmadı.

Gariptir, sözleşme imzalayanlar, İFP'lileri bankaya istemedi; İFP'lilerin gittikleri yerler ise, onları "bankacı" diye dışladı, benimsemedi.

 2001 krizinin o hayhuyu içinde gönderilen bu binlerce insanla Türkiye krizden mi çıktı, kamu bankaları mı düzeldi, bunlar kovulduğu için mi Türkiye yüzde 9,9 büyüdü?

Bu soruların yanıtlarını hepiniz biliyorsunuz, gördüklerimin, bildiklerimin çok az bir bölümünü anlattığımı, biraz daha yazarsam bu yazının hıçkırmaktan okunmayacağını da...

Lütfen, bu insanların haklarının verilmesine yardımcı olun.

"Hukuk"u, hele idare hukukunu en az sizler kadar bildiğimi biliyorsunuz. İsterseniz, o dilden de konuşuruz ama, ne zaman o dilden konuşsak, yani ne zaman iş mahkemelere gitse, siz, hep kaybeden taraf oluyorsunuz. Siz kaybetmekten yorulmuyorsanız, biz kazanmaktan hiç yorulmayız. Ama artık, bu sorunun -bankacıların bu güne kadarki mücadelelerinde hep olduğu gibi- Türkiye'ye ve bütün dünyaya örnek olacak biçimde "sulh" yoluyla hâl zamanı geldi. Sizler orada, sadece bir müsteşar, bir genel müdür, bir yönetici değilsiniz -bu makamlar geçicidir, sizden öncekiler gibi siz de zamanı gelince gideceksiniz- aynı zamanda, bir çalışan, bir insan, bir anne, bir baba, Türkiye'nin bir ferdisiniz.

Yok edin şu, insanın insana zulmünü...

Yoksa, "keyfiyet lüzumu dairesinde ifa edilecek, ama ihtimal bankalarınız daha çok dava kaybedecektir."

En derin saygılarımın kabulü dileğiyle...
İlter Ertuğrul

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Arkadaşına Gönder!


Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.